CAN BEDELİ

Altınoluk dergisi, 1988 – Mart, Sayı: 025, Sayfa: 006

llah Teâlâ Buyuruyor:

“Şüphesiz ki Allah hak yolunda (muharebe ederek düşmanları) öldürmekde, kendileri de öldürülmekte olan mü’minlerin canlarını ve mallarını kendilerine cennet vermek mukabilinde satın almışdir. (Onu? O halde ey mü’minler yapmış olduğunuz bu alış verişden dolayı sevinin. Bu, en büyn) Tevrat’da, İncil’de ve Kur’an’da (zikrolunan bu va’di) kendi üzerinde hak (ve kat’î) bir va’ddir. Allah kadar ahdine vefa eden kimdirük seadettir.

Tevbe edenler, ibadet edenler hamd edenler, seyahat edenler (oruç tutanlar) rüku’ edenler, secde edenler (insanlara) iyiliği emredenler ve (onları) kötülükden vaz geçirmeye çalışanlar ve Allah’ın sınırlarım koruyanlar (yok mu? îşte onlar da cennet ehlidirler. Habib im sen o mü’minlere dahi (cenneti) müjdele.” (Tevbe süresi: 111-112)

Bu iki ayeti celîlede, Allah Teâlâ île mü’minler arasında akdedilen bir alışveriş ve bu alış verişte satıcı durumundaki mü’minlerin vasıflarıyla, sattıkları mal ve canları karşısında ödenecek ilahi bedel beyan edilmektedir.

Aslında bizzat insan ve insana verilen bütün mal ve mülk, gerçek ma’nada Allah’ın mülküdür. Allah Teâlâ’nın satın almak suretiyle onlara malik olması düşünülemez. Ne varki ayeti celîlede, Allah Teâlâ tarafından pek büyük bir iltifat ile kulların kendi yolunda taat ve cihada bir da’vet ve teklif vardır, işin hakîkatı şudur ki, Allah Teâlâ insanlara can ve mal vermiş. Bu mal ve canlarda geçici bir tasarruf ve faydalanmaya da izin vermiştir. Böylece insanlar kendi nefslennde ve mallarında emaneten bir hürriyet ve mülkiyet ile geçicibir tasarruf hakkına sahib bulunmaktadırlar. insanlar bu geçici ve emanet hak’ları; sırf kendileri ve kendi istekleri içiin harcayacak olurlarsa, her şeyi kendileri gibi, fanî olan, gaye ve maksaalar yolunda bitirmiş olacaklar. Başka hiç bir kazançları olmaksızın ölümle birlikte her şey son bulacaktır.

Nefsini ve malını feda edebilene cennet vardır ki, buna küçük cihad denir. Kim de kalbini ve ruhunun bizzat Allah’a kavuşmak niyyetiyle feda ederse, o da Cennetin sahibi Allah ‘a kavuşur. Bu da büyük cihaddır. Çünki kalbi tasfiye yolu, ahlakı kötüden iyiye değiştirmek düşmanlarla savaşmaktan daha zordur.

Halbuki, ilahî bir bağış olan can ve malları, insanlar iradelerini güzelce kullanmak suretiyle, tam bir rıza haliyle Allah’a teslim olup, Allah için ve O’nun yolunda harcarlarsa, Allah onları heder etmiyecek, kendilerine cennetini vererek ebedî nimetlerine mazhar eyliyecektir. Fanî olan menfaat ve lezzetlerin Allah için fedasının karşılığında ebedî olan hayır ve menfaatlar gelecektir. Böylece fanî bir hayat bakî bir hayata dönüşecektir.

Bir mü’min Allah yolunda can verir ve o yolda malım harcayabilirse o’nun karşılığında Allah’dan cenneti alacak, ebedî nimetler içinde yaşayacaktır. İşte bu fanî bir fiile, bu ebedî nimetlerin verilmesi, bir taraftan kulun irade ve rızasına, diğer taraftan da Allah Teâlâ’nın onu kabul etmesine bağlı bulunduğu için bu ilahî muamele bir mübadele, karşılıklı değiştirme ve kula yapılan teklife karşılık ortaya konan va’d de bir satın alma şeklinde temsîl edilmiştir. Yoksa alınan mal ve can da, ona karşılık olarak va’dedilen cennet de hakikatta hepsi Allah’ın mülküdür. Ve Allah kendi mülkünü yine kendi mülküyle değiştirecektir.

Ancak bu değiştirme zoraki olmayıp, kulların rıza ve isteklerine bağlıdır. Bunun içinde Allah Teâlâ bu akdin, alışverişin şerefini kullarına bahsetmiştir. Bu muamele, sanki zengin bir kişinin velayeti altındaki fakir bir çocuğa sermaye verip onu ticarete sevkederek dükkan açtırması ve başka müşteri aramayıp, satacağı malı önce sadece kendisine satmasını şart koşması sonra da her aldığına kat kat ücret ödemesi gibi bir satış şeklinde temsil edilmiştir. Bu durum benzeri bulunmayan bir lütuf ve ihsanın hukukî bir mahiyette kendini göstermesi demektir.

Ayeti kerimede bir bedel karşılığı elde edilen kazancın, teberru gibi ivazsız; karşılık ödemeden elde edilen kazançtan daha şerefli olduğuna, insanlığın hayat ve saadetinin de akid ve ahidlere vefa ile mütenasib bulunduğuna da ince bir işaret vardır…(1)

Rivayet olunduğuna göre, ikinci Akabe biatında bulunan 72 kişiden biri olan Abdullah ibni Revaha, bu biatda Resülullah (s.a.) Efendimize,

– Ya Resülellah! Rabbin için ve nefsin için bizlere dilediğini şart koş demişti. Efendimiz de:

– “Rabbim için şartım, Ona ibadet etmeniz ve O’na hiç bir şeyi şirk koşmamanız, nefsim için ise, kendinizi ve mallarınızı nasıl koruyorsanız beni de öylece korumanızdır” buyurmuş, Onlar da:

– Bunu yaptığımız zaman bizim için ne var demişler, Efendimiz de:

– Cennet… buyurmuştu. Bunun üzerine Medineli Ensar:

– Bu çok karlı bir satış. Biz bu satışı ne bozarız ne de bozulmasına razı oluruz dediler. Daha sonra da yukarıki ayeti kerîme nazil oldu.

Ayeti kerîme, her ne kadar yukarıda anlatılan hadise üzerine nazil olmuş sada “Minelmü’minîn” (bütün) mü’minlerden buyrulmakla bütün mü’minler bu alışverişe dahildir. Nitekim Hazreti Hasan: “İşitiniz Vallahi, bu Allah Teâlâ’nın her mü’minde yaptığı öyle karlı bir alış veriş ve biattir ki, yeryüzünde buna dahil olmayan hiç bir mü’min yoktur..” der.

Caferi Sadıkkuddise Sırruh derki: “EyAdemoğlu, kendi kadrve kıymetini iyi bil ki, Allah onu bildirmiş ve senin fiyatının Cennet’ten başka bir şey olmasına razı olmamıştır…”

Şair Fuzülî’nin

Canı canan dilemiş, vermemek olmaz ey dil!..

Ne niza eyleyelim, ol ne senindir ne benim.. demesi de bu ayetin ma’nasına bir işarettir…

Ayeti kerime’nin başında ilahi alış verişin tarafları, satan, mü’minler; satın alan Cenabı Hak, bedel, cennet olarak beyan edildikten sonra, mü’minlerin can ve mallarım Allah’a nasıl satacakları şöylece beyan edilmektedir:

– Mü’minler, Allah yolunda mukatele ederler, çarpışırlar öldürürler, ve öldürülürler gazî veya şehîd olurlar Bunun karşılığı va’d buyrulan bedel de, Allah üzerine bir hak olarak Tevrat, İncil ve -Kur’an’da bildirilen- bir va’ddir. Allah’dan daha ziyade ahdini ifa eden de kimdir? Binaenaleyh ey mü’minler yapmış olduğunuz bu satıştan dolayı sevininiz. Ve işte o size tahsisi kat’î olarak va’dedilen Cennet büyük bir fevzdir kendinden daha büyüğü tasavvur edilemiyen ebedî bir kazanç ve kurtuluştur.

Bu birinci ayeti kerimede, Cennet mukabili can ve malları istenilen mü’minlerin bu fedakarlıklarının yanında sahib oldukları diğer yüce hasletler ise onu takibeden ikinci ayeti kerimede beyan edilmekte ve şöyle buyrulmaktadır…

“O mü’minler -aynı zamanda-

– tevbe edenler
– ibadet edenler
– hamdedenler
– oruç tutanlar
– rüku edenler,
– secde edenler,

– ma’rüfu iman ve taatı emredenler
– münkerden şirk ve isyandanalıkoyanlar ve
– Allah’ın hududunu muhafaza edicilerdir; Allah Teâlâ’nın beyan ve tayin edip hududlandırdığı şeriat hakîkatlarına riayet edip muhafazasına itina ederler. Bu hakikatlerle hem kendileri amel ederler hem de insanları o yola sevkederler.

– Böyle mü’minleri müjdele: ey peygamber!.

Kısaca Allah’ın cennet va’dine layık olan mü’minler bütün bu yüce vasıfları bir arada bulundururlar…

Bu iki ayeti kerime “büyük cihad” ve “küçük cihad” olarak isimlendirilen cihadın bütün çeşitlerine mü’minleri teşvik etmekte ve ilahi bir va’d ve bedel olan ebedî kurtuluşa eren mü’minlerin her iki cihadı bir arada götürebilen seçkin mü’minler olduğuna işaret etmektedir…

Ruhu’l beyan tefsiri sahibi İsmail Hakkı Bursevi hazretleri de bu ayeti kerimelerin zahirî ve batınî tefsiriyle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır…

Bilmek gerekir ki eceller hakkında hüküm verilmiştir. Rızıklarda taksim edilmiş ve ma’lüm bulunmaktadır… Her nefis muhakkak ölümü tadacaktır… Ezelde takdir edilen kaybedilecek diye korkmamak gerek.. Cennet kılıçların gölgesindedir… Kimin Allah yolunda ayakları tozlanırsa Allah da cehenneme Onu haram kılar. Kim Allah yolunda bir dirhem harcarsa o bir dirhem Allah katında yediyüz veya bir rivayete göre yediyüz bin dirhem olarak yazılır…

ŞEHİDLER İÇİN…

Şu muhakkak ki şehidler Allah yolunda gerçek hayat sahibleridir. Onların ruhları cennet’te istedikleri yerde konaklar ve şehidin bütün hata ve günahları bağışlanır. O aile efradından yetmiş kişiye de şefaatçi olur. O kıyamet günü fezei ekber denilen en büyük korkudan da emindir. O ne ölümün zorluklarını, ne mahşerin korkularını hisseder ne de öldürülürken bir acı… Cihad yolunda olduğu halde yeyip içen ve uyuyan, başka yolda oruç tutandan daha faziletlidir… Allah yolunda bekçilik yapanın gözleri cehennem ateşini görmez. Allah yolunda murabıt olarak yaşayıp ölene kıyamet gününe kadar ameli salih ecri yazılır. Başkalarının bin günü O’nun bir gününe denk olamaz. Allah yolunda bir gün nöbet beklemek dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. O aynı zamanda kabir imtihanlarından ve onun azabından da emindir. Allah kıyamet gününde ona en güzel ?ekilde ikramda bulunur. ve buna benzer sonsuz lutuflar…

İşte böyle olunca, her aklı olana gerekir ki, bu yüce rütbeye ulaşmağa gayret etsin.. Ömrünü bu uğurda harcayıp mal ve canıyla cihad yoluna koyulsun… Sonunda da fani bir hayatı ebedi hayatla değişsin. Şehadet mertebelerinden bir mertebeye ulaşsın.. Ticareti kazançlı olup saadetlerin en büyüğüne kavuşsun…

Ve bilmek gerekirki, Cenneti istiyerek nefsini ve malını feda edebilene cennet vardır ki buna küçük cihad denir. Kim de kalbini ve ruhunu bizzat Allah’a kavuşmak niyetiyle feda ederse, O’da Cennet’in sahibi Allah’a kavuşur, işte bu da büyük cihaddır. Çünkü kalbi tasfiye yolu ve ahlakı kötüden iyiye değiştirmek düşmanlarla savaşmaktan daha zordur. Çünkü nefs ve heva düşmanlarını öldürmek, zahirî düşmanlarını öldürmekten daha zordur…(2)

Dipnotlar : 1-Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an dili, istanbul: 1936. C:3 Sah: 2623 2-İsmail Hakkı Bursevi, Tefsiri Ruhu-l Beyan İstanbul H/1389 C: sah: 515